Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye'nin Jeomorfolojisi  (Okunma Sayısı 1315 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
myiğit
ResimLoad.Net
4 Yıldızlı Üye
****

Teşekkür Sayısı 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 271



Üyelik Bilgileri
« : Kasım 09, 2008, 04:14:13 ÖS »

REKLAM ALANI

Cografya




Türkiye'nin Jeomorfolojisi

Yerkabuğunun büyük derinliklerinde metamorfitlere yada kristalin şistlere rastlanır. Bunlar her yerde tabakalı kayaların temelini meydana getirirler. Dolayısıyla kristalin şistler en yaşlı kayalar olarak ele alınır ve ergimiş haldeki yerkürenin ilk kabuğu olarak yorumlanırlar. Gerekli koşullar sağlandığı taktirde bölgesel metamorfizma yer tarihinin her evresinde oluşabilir. Kayanın metamorfizma geçirme ihtimali yaşlı oldukça artar. Bu nedenle kristalin şistlerin ana kitlesinin Prekambriyene ait olduğu ileri sürülmektedir. Öte yandan ülkemizde kesin olarak Paleozoyik ve hatta Mesozoyik yaşlı kayaçlardan oluşmuş metamorfikler bulunur.
 
Düz ve yaygın, büyük yerkabuğu blokları arasında bulunan bölgesel metamorfizma geçirmiş kaya topluluklarına MASİF adı verilir. Ana çizgileriyle masifler içten dışa doğru metamorfizmanın şiddetinin azaldığı doma benzer yapılardır.
 
Masifler litolojik özellikleri bakımından çekirdek kısmında yer alan yüksek derecede metamorfizma geçirmiş gnays ve daha az metamorfizma geçirmiş mikaşist, fillit ve mermerler tarafından sarılmışlardır. Bunların arasına yer yer asit bileşimli plütonlar enjekte olmuşlardır. Enjekte olan bu mağma kayaçların metamorfizma geçirmesine neden olmaktadır. Masifler eski kütleler oldukları için katılaşmış, sertleşmiş ve kırılgan (kratojenik) bir özellik kazanmışlardır. Bu masifler orojenik gelişim esnasında orografik eksenlerin belirlenmesinde birer kalıp vazifesi görmüşlerdir.
 
Masiflerin çok sayıdaki örneklerinde metamorfizma olayı Paleozoyikte veya daha önce başlamış ve Jura-Alt Kretase sonuna kadar (Alpin dönemde de) etkinliğini sürdürmüştür. Metamorfik oluşukların kara olarak yer yüzüne çıkmaları yani kara halinde görünmeleri ise Tersiyer başlarına az oranda da Üst Kretase dönemine rastlar.
       
Türkiye jeoloji haritasına bakıldığında yurdumuzun hemen her tarafında çeşitli büyüklükte Paleozoyik hatta Alt Paleozoyikden Tersiyer başlarına kadar olan dönem içerisinde çeşitli derecede metamorfizmaya uğramış masifler görülmektedir. Bir bakıma ülkemizin temel taşlarını oluşturan bu masifler üç gurup altında incelenebilirler:
 
        1. Tamamen yüzeyde görülen Batı Anadolu Masifleri
        2. Neojen örtüleri altından adacıklar şeklinde yüzeye çıkan İç Anadolu Masifleri
        3. Büyük ölçüde volkanik örtü altında kalmış olan Doğu Anadolu Masifleri
 
 
 
1. BATI ANADOLU MASİFLERİ
 
1.1. ISTRANCA MASİFİ
Trakya'nın kuzeydoğu kısmında yer alan Istranca masifi Bulgaristan'ın güneyi, Yunanistan'ın kuzeyi arasında uzanan Rodop masifinin devamı niteliğindedir. Batıda Tunca Irmağı, kuzeyde Bulgaristan ve doğuda Karadeniz ile sınırlıdır. 4 000 km² genişliğinde olan Istranca masifinin Tunca ile Çatalca arasındaki uzunluğu 200 km, Kırklareli ile Bulgaristan arasındaki genişliği 40 km ve ortalama genişliği ise 20 km'dir. Masif muhtemelen Trakya'nın Tersiyer havzaları altında da devam etmektedir. Masifin bu Tersiyer havzaları ile olan güney sınırı Lalapaşa-Kırklereli-Vize-Saray ve Çatalca yakınlarından geçer.
 
 Genel olarak Yıldız Dağlarını oluşturan bu masif yapısında çeşitli gnays, mikaşist, mermer, kalktşist, kuvarsit ve fillatlar yer almaktadır. Ayrıca bu masife sokulmuş granit, granodiyorit, diyorit, gabro, siyenit gibi plütonik kayalar da yer almaktadır. Plütonik kayaçlar kendilerine komşu metamorfik serileri kesmişler, dokunak bölgeleinde onları farklı biçimde ve derecelerde değişikliğe uğratmışlardır. Çeşitli metamorfik zon ve kaya gruplarının bulunduğu bu masif, Hersiniyen orojenezi döneminde (245 milyon yıl önce), granitik bir mağmanın amfibolit şistler içerisine sokulması ve daha sonra (144 milyon yıl önce) bölgesel metamorfizmaya uğraması sonucunda oluşmuştur. Metagranit (gözlü ye normal gnays), amfibolit şist, moskovit-serizit-şist, şeyl-sleyt, mermer-kalkşist, şist-fillit-arduvaz kaya topluluklarından oluşan ve yer yer Tersiyer örtüleri ile kaplanan bu kütle Paleozoyik kökenlidir ve bu kütleyi kesen plütonlar ise Alp orojenezi esnasında olmuştur.
 
1.2. ULUDAĞ MASİFİ
Kuzeybatı eteğinde Uludağ şehrinin kurulmuş olduğu Uludağ masifi 2 543 m'ye ulaşan yüksekliği ve doğal güzellikleri ile yurdumuzun her mevsim ziyaret edilen turistik bölgelerinin başında gelir.
 
KB-GD doğrultusunda uzanan masifin uzunluğu yaklaşık 40 km, genişliği ise 20 km kadardır. Masif batı ve güneyden Nilüfer çayı, kuzey ve doğudan ise Bursa ve İnegöl ovaları ile doğal olarak sınırlandırılmıştır.
 
Kuzeyde Permiyen, doğu ve güneyde Neojen sedimentleri tarafından örtülen Uludağ'ın merkezi kesiminde farklı derecelerde metamorfizma geçirmiş metamorfik zon ile bunlar içerisine sokulmuş granodiyorit plütonları masifin temel yapısını oluştururlar. Masifin çekirdeğinde çeşitli gnayslar, amfibolit ve şistleşmiş mermerler, örtü kısmında ise yeşil şistler, fillit ve yarı mermer ve kristalize kalkerler bulunmaktadır.
 
Uludağ masifinin Hersinyen orojenezi dönemine bağlı tektonik yapısı, hafifçe güneye devrik büyük bir antiklinal durumundadır; antiklinalin tepe kısmında ise yassılaşmış mermerler yatık bir senklinal meydana getirmişlerdir. KB-GD doğrultulu bu antiklinal batı kısmında enine faylarla kesilmiştir.
 
Neojen sırasında masif kenarlarında riyolitik lav ve tüfler püskürmüş, Kuvaternerde zirve buzullarla örtülmüştür. Bursa'nın Çekirge semtindeki sıcak su kaynakları ve Bursa şehir merkezindeki traverten oluşukları masifin kenarlarının çok yeni zamanlarda bile volkanik tektonik bakımdan aktif durumda olduğunu kanıtlar.
 
1.3. KAZDAĞI MASİFİ
Biga yarımadasında Edremit körfezinin kuzeyinde yer alan Kazdağı Masifi 1767 m yüksekliğinde bir kütledir. Kütlenin Edremit körfezine bakan yamaçları daha dik iken kuzeye bakan yamaçları akarsularla parçalanmış bir plato görünümündedir.
 
Kazdağı kütlesi çeşitli derecede metamorfizmaya uğramış bir masiftir. Nitekim, kütlenin merkezi kesimindeki metamorfikler, güneydoğuya doğru daha yüksek derecede metamorfizmaya uğramış formasyonlara ve daha düşük derecede metamorfizmaya uğramış formasyonlara geçmektedir. Kata-metamorfik seriler mermer, gnays ve mafik-ultramafik kayalardan, epimetamorfikler ise karbonatlı, silisli-alüminyumlu ve mafik formasyonlardan oluşmaktadır. BİNGÖL'ün yaptığı araştırmaya göre Kazdağı kütlesinde birincisi yüksek basınç, ikincisi alçak basınç şartları altında iki farklı metamorfizmanın iki ayrı orojenez döneminde meydana geldiği anlaşılmıştır. Gerçekten, spilitik bazaltların yerleşmesi ve gnaysların maksimum diyazeneji 304±31 milyon yıl önce (Karbonifer başlangıcı), Borrow tipi metamorfizması ve granadiyoritin yerleşmesi 233±24 milyon yıl önce (Permiyen sonu), çok az metamorfik siliko-alüminli Karakaya serisinin diyajenezi 174±18 milyon yıl önce (Üst Triyas-Liyas) ve Abukuma tipi alpin metamorfizmaal 25±3 milyon yıl önce (Oligosen-Miyosen) döneminde meydana gelmiştir.
 
       
1.4. MENDERES MASİFİ (SARUHAN MENTEŞE MASİFİ)
Yurdumuzda en geniş yayılma alanı gösteren ve en yaşlı masif olan Menderes veya Saruhan-Menteşe masifi, güneyde Menteşe dağlarından başlar, kuzeyde Kütahya Murat ve Eğrigöz dağlarına kadar devam etmektedir. Masifin Muğla-Simav arasındaki uzunluğu 200 km, Denizli-Turgutlu arasındaki genişliği ise 150 km kadardır.
 
Çeşitli derecede metamorfizmaya uğramış kaya toplulukları içeren bu masifin çekirdek kısmında gözlü gnayslar, granitik gnayslar, migmatit ve amfibolifler yer almakta, bunu çevreleyen kılıf kuşağında ise granatlı, biyotitli-muskovitli-kloritli ve kuvarslı şistlerden fillat, metakuvarsit, kalkşist ve mermerler bulunmaktadır. Çeşitli metamorfik fasiyes gösteren ve bindirmeninde bulunduğu Menderes kristalin masifinin çekirdek kısmı Alt Paleozoyik veya daha eski (Kabriyen öncesi) yaşta, bu çekirdeğin çevresindeki kılıfı oluşturan şistler Üst Paleozoyik (Permokarbonifer) ve mermer kılıf ise alt seviyelerde Permiyen ve Üst Kretase yaşındadır. Çekirdek kısmına giren gözlü gnayslardan alınan bir kaya örneğinde çekirdeğin 529 milyon ve Çine yakınından alınan bir örnekte ise 490 ± 90 milyon yaşında olduğu tespit edilmiştir.
 
2. İÇ ANADOLU MASİFLERİ
 
2.1. KIRŞEHİR-AKDAĞMADENİ MASİFİ
Kızılırmak masifi olarak ta adlandırılan bu büyük masif, batıda Kaman ile doğuda Yıldızeli arasında Kızılırmak kavisine az çok paralel olarak uzanır. Masif tek bir kütle halinde olmayıp, irili ufaklı çok sayıda masifçikten meydana gelmiştir. Bunların en büyükleri batıda batıda Kırşehir, doğuda Akdağmadeni çevresinde yer alır ve bu şehirlerin adlarıyla bilinirler.
 
İç Anadolu'nun doğu kesiminde genç tortullar altında Kırşehir masifinin yanlız yüksek derecede kristalin kısımları yüzeye çıkar. Bu masifin temelinde biyotit-gnays, amfibolit, metakuvarsit ve mermerler bulunmaktadır. Kuzeydoğuda kristalin masif iki bölüme ayrılabilir: Altta K-G gidişli küçük büklümçüklü bir kıvrımda homblend, iki mikalı gnays bulunur; üstte ise mermer, kuvarsit ve biyotit- mikaşistler görülmektedir. Bu topluluklar, eski temel üzerine uyumsuz olarak oturmaktadır. Bu masif güneye doğru Niğde'ye kadar uzanır; burada gnays, mikaşistler ve kuvarsitşistler tarafından altlanan ve granit tarafından kesilen kalın bir mermer istifi yer almaktadır. Yozgat ve Kaman civarındaki Kretase, Kırşehir masifinin gnaysları üzerine oturmaktadır. Kayseri Toroslar civarında metamorfik olmayan Devoniyen arazi, masifin filitleri üzerine gelmektedir. Orta Anadolu'nun temelini oluşturan bu masifin, Devoniyen'den önce metamorfizmaya uğradığı söylenebilir. Bu masif. Orta Anadolu'da Neojen göl çökelleri ve genç volkanik malzemelerle önemli ölçüde örtülmüştür.
 
2.2. NİĞDE MASİFİ
Geniş anlamda İç Anadolu kristalin masifinin bir parçası durumunda olan ve Niğde'nin güneydoğusunda yüzeyleyen masife Niğde masifi adı verilir. Masifin batı kesiminde yüzeyleyen Paleosen öncesi (Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı) metamorfik-kristalin "Niğde Grubu" olşukları, çekirdekte gnayslar ve bunlar üzerine örtü birimi olarak gelen kuvarsit, amfibolit, mermer gibi çeşitli metamorfiklerden oluşmaktadır.
 
2.3. ELEKDAĞ-SARAYCIK MASİFİ
Alpin öncesi metamorfizmaya uğramış olan bu masif Gökırmak ile Kızılırmak arasında ve Taşköprü-Boyabat-Kargı üçgeni içerisinde yer almakta olup çeşitli metamorfik fasiyes ve kayalar içermektedir.
 
2.4. DADAY-DEVREKANİ MASİFİ
Kuzey Anadolu dağ kuşağında Kastamonu'nun kuzeyinde uzanan bu masif Jura öncesi metamorfiklerinden oluşmuş en alttan üste doğru Gürleyik gnaysı, mermer ve mika-gnays ardalanmasından ve üst seviyelerde mermer-dolomitlerden oluşan Başakpınar metakarbonatı, üste doğru Dibeklere meta-ultramafiti ve Karadere metabazitinden oluşmuştur.
 
3. DOĞU ANADOLU MASİFLERİ
 
3.1. BİTLİS MASİFİ
Güneydoğu Toros Dağları sisteminde bulunup batıda Akdağ'dan başlayarak doğuya doğru Muş Ovası ve Van Gölü'nün güneyinden geçerek Hakkari'nin kuzeyindeki Karadağ'a kadar devam eden saha dahilinde bulunan metamorfik kütleye Bitlis masifi denilmektedir. Kuzeyinde Van Gölü, Karasu ve Murat nehirleri, güneyinde ise Güneydoğu Anadolu bindirme zonu ile sınırlanmış olan masif aynı zamanda doğu, batı ve güneyde ofiyolitli karmaşık seriler ile çevrilmiştir. Masifin Hoşap (Güzelsu) ile Palu arasındaki uzunluğu 300 km, Van Gölü güneyindeki en geniş yeri ise 60 km'dir.
 
Bitlis masifinin oluşturan belli başlı kayalar, çeşitli renk ve bileşimde gnays ve mikaşistler, muskovitli kuvarsitler, serizitli-kloritli şistler, kalkşistler, kristalize kireçtaşları ve bantlı mermerlerdir. Söz konuşu masif de yapılan araştırmalara göre masif de litolojik yönden farklı iki birim tespit edilmiştir. Almadin-amfibolit fasiyesinde olan eski kütte ile bunun üzerine gelen epimetamorfik kütle bulunmaktadır. Bu özelliklere ve petrografik verilere dayanılarak Bitlis masifinin Alt Paleozoyik'de ve Üst Paleozoyik'den en az iki defa metamorfizma geçirdiği anlaşılmıştır.
 
Bitlis masifi, değişik jeolojik zamanlarda birbiri üzerine eklenerek yerleşen ince sialik dilimlerden oluşarak bugünkü kalınlığına ulaşmıştır. Diğer taraftan tektonik sıralanma dikkate alındığında güneyden kuzeye kadar Bitlis masifini oluşturan kayalar tek bir tektonik üniteyi temsil etmemektedirler. Bunlar küçük ekay dilimlerinin farklı zamanlarda gelip birbiri üzerine yerleşmesinden meydana gelmiş bir mozaik halindedirler. Aralarında da değişik zamanlarda kıtasal kabuk üzerine yerleşen ofiyolitik birimler yer alır.
 
Bitlis masifi güneyde Mesozoyik, kuzeyde Tersiyer çökelleri ile volkanik kütleler altında da devam etmektedir. Diğer masifler gibi Bitlis masifi de, Alpin ve post-alpin tektonik hareketlere iştirak etmiş ve sert olan bu masif faylarla parçalanmış ve hatta Üst Miyosen'de meydana gelen kompresyon sonucu masif güneye doğru Mesozoyik ve Miyosen formasyonları üzerine itilmiş ve bu araziler üzerinde 15-20 km kadar sürünmüştür.
 
4. SONUÇ
Yukarıda sözü edilen önemli masifler, esas itibariyle, Paleozoyik esnasında Kaledoniyen ve Hersiniyen orojenezlerinin meydana geldiği devrelerde metamorfizmaya uğramışlardır. Türkiye'nin sert ve temel kütlelerini teşkil eden bu masifler, genel olarak, Paleozoyik sonundan itibaren denizel ortamların dışında kalarak devamlı aşınmışlardır. Ancak bu masifler, Alp orojenik hareketleri ile yükselmişler ve özellikle post-alpin kompresyon ve gerilme hareketleri ile de yer yer parçalanmışlar, yırtılmışlar ve blok halinde çökmeğe ve yükselmeğe uğramışlardır. Diğer taraftan, masifler, özellikle Alp Orojenik hareketleri esnasında kıvrımların yönlenmesini sağlayıcı kalıp vazifesi görmüşler ve bu yüzden dağ kıvrımları ve bu kıvrımların uzanışını yönlendirmişlerdir. Ayrıca, bu masiflerin üzerindeki post-Oligosen çökelleri tektonik hareketlerden önemli ölçüde korunmuş parçalanan blokların eğimlenmesine paralel olarak çeşitli yönlere eğimlenmiş, yer yer yükselmiş ve alçalmışlar, kıvrılmağa uğramamışlardır. Bu bakımdan masifler, ülkemiz arazisinin temel taşları olarak kabul edilebilir.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: